#1
Türkiye’de fakirlik, yalnızca cebinde az para bulunması değildir; hayatındaki hemen her kararın para tarafından verilmesidir. Maaşın daha ay bitmeden tükenmesi, kredi kartının yalnızca asgarisini ödemek, eski borcu yeni borçla kapatmak ve beklenmedik tek bir masrafta bütün düzenin dağılması bunun en açık belirtileridir.
Diş tedavisini ve doktor kontrolünü ertelemek, bozulan beyaz eşyayı defalarca tamir ettirmek, et ve meyveyi porsiyon hesabıyla almak, kıyafeti eskidiğinde değil artık kullanılamadığında değiştirmek fakirliğin günlük halidir. Birikimin ve acil durum parasının bulunmaması, insanı maaşa ve borca tamamen bağımlı bırakır.
Tam zamanlı çalıştığı halde tek başına eve çıkamamak, evlenememek, çocuk sahibi olmayı ekonomik nedenlerle ertelemek, tatili ve sosyal hayatı lüks saymak da fakirlik göstergesidir. Aileyle yaşamak tercih değil mecburiyetse, işe yakın yerde oturmak mümkün olmadığı için her gün saatler yolda geçiyorsa bunun adı yalnızca “geçim sıkıntısı” değildir.
Pahalı telefon veya krediyle alınmış otomobil bu gerçeği değiştirmez. Borçla satın alınmış gösteriş, zenginlik değildir. Türkiye’de fakirliğin en net ölçüsü şudur: Çalıştığın halde hayat kuramıyor, bir maaş kesildiğinde veya evde bir eşya bozulduğunda borca düşüyorsan fakirsindir. Fakirlik romantik değildir; insanın zamanını, sağlığını, ilişkilerini ve geleceğini azar azar elinden alır.