#1
türkiye’nin iran gibi olması sık sorulan ama biraz da korkuyla sorulan bir soru. çünkü iran denince akla sadece dindar toplum değil; dini liderin en üstte olduğu, seçilmiş siyasetin üstünde vesayet kuran, kadınların hayatına ve kamusal alana doğrudan müdahale eden kapalı bir rejim geliyor. iran’da nihai güç seçimle gelen kişilerden çok dini lidere ve ona bağlı kurumlara dayanıyor. Freedom House
türkiye’de ise bütün sorunlarına, baskı tartışmalarına, medya ve hukuk eleştirilerine rağmen yapı aynı değil. anayasal olarak laik cumhuriyet, çok partili siyaset, güçlü şehirli kültür, batı ile ekonomik bağlar, farklı yaşam tarzlarını aynı sokakta tutan karmaşık bir toplum var. zaten türkiye’nin gerilimi de buradan çıkıyor; bir taraf iranlaşma korkusu yaşıyor, diğer taraf “abartıyorsunuz” diyor.
bence türkiye bir sabah uyanıp iran olmaz. ama iranlaşma dediğin şey bazen rejim adı değişmeden de parça parça hissedilir: kadınların yaşamına karışılması, sanatın baskılanması, muhalefetin kriminalize edilmesi, yargının siyasallaşması, medyanın tek sesli hale gelmesi, insanların ne giyeceğini ne söyleyeceğini düşünerek yaşaması gibi. Freedom House’un 2026 raporunda Türkiye de “özgür değil” kategorisinde gösteriliyor; yani mesele tamamen hayali bir korku da değil. Freedom House
ama türkiye’nin iran’dan farkı hâlâ çok büyük: toplum daha parçalı, seküler damar daha görünür, seçim kültürü daha köklü, şehir hayatı daha dirençli. bu yüzden “türkiye iran olur mu?” sorusunun cevabı bence şu: birebir iran olmaz; ama özgürlükler zayıflarsa, hukuk çökerse, insanlar korkarak konuşmaya başlarsa zaten ülkenin adının iran olmasına gerek kalmaz.