#1
Satoshi Kon’un 2006 tarihli uzun metraj filmi.
Film sıklıkla Christopher Nolan’ın Inception filmiyle birlikte anılır. İki yapıt arasında rüya katmanları, rüyanın içine girme teknolojisi ve bazı görsel benzerlikler bulunsa da, yaklaşımları esasen farklıdır. Inception rüyayı kuralları, mimarisi ve vazifesi olan bir operasyon sahası olarak ele alırken Paprika, rüyayı kurala direnen, bedeni ve kimliği dönüştüren bir kuvvet olarak görür. Nolan rüyayı denetlemeye çalışırken, Kon ise rüyanın denetlenemezliği üzerinde durur.
Paprika, ilk seyredişte bütünüyle anlaşılması gereken bir film değildir. Hatta filmi yalnızca olay örgüsünü çözülmesi gereken bir bilmece olarak izlemek, eserin tesirini azaltabilir. Çünkü film, rüyaları açıklamak değil, rüya görmenin nasıl bir hâl olduğunu sinema vasıtasıyla yeniden üretir.
DİKKAT SPOİLLER İÇERİR!!!
Filmde gerçeklik ile hayal, uyanıklık ile uyku, benlik ile arzu arasındaki hudutlar önce belirsizleşir, ardından bütünüyle ortadan kalkar. Başlangıçta psikoterapi maksadıyla kullanılan bir teknoloji, giderek müşterek bir bilinçaltı felaketine dönüşür. Böylece Paprika, teknolojik bir icadın kontrolden çıkmasına dair sıradan bir bilimkurgu hikâyesi olmaktan çıkar ve insanın bastırdığı arzuların, korkuların ve kimliklerin serbest kaldığında nasıl bir dünya kuracağını sorgulayan görsel bir bilinç akışına dönüşür.
Filmin merkezinde, insanların rüyalarını kaydetmeyi ve başka insanların rüyalarına girmeyi mümkün kılan DC Mini adlı cihaz bulunur. Dahi fakat çocuksu mucit Tokita tarafından geliştirilen bu aygıt, esasen psikolojik rahatsızlıkların kaynağına ulaşmak için tasarlanmıştır. Ne var ki henüz güvenlik tedbirleri tamamlanmadan cihazlardan birkaçının çalınması, rüya ile gerçeğin birbirine karışmasına yol açar. İnsanlar uyumadan rüya görmeye, birbirlerinin düşlerine karışmaya ve başkasının bilinçaltı tarafından ele geçirilmeye başlar.
Bu noktadan sonra hikaye insan zihnine erişme imkânına sahip olan kişinin ne kadar büyük bir iktidar elde edeceğine dönüşür. DC Mini, bir tedavi vasıtası olduğu kadar, kişiliği parçalayabilecek, iradeyi ortadan kaldırabilecek ve insanın mahremiyetini tümüyle yok edebilecek bir silaha dönüşebileceği görülür.
Paprika ile Matrix filmindeki Neo arasında bir benzerlik kurulabilir. Neo, Matrix’in değişmez sandığı kurallarının aslında zihinsel olarak kabul edilmiş sınırlardan ibaret olduğunu idrak ettikten sonra daha yükseğe sıçrayabilir, kurşunları durdurabilir ve sistemin fizik kanunlarını eğip bükebilir. Paprika da rüya alemindeki sınırların hakiki değil, zihnin meydana getirdiği kabuller olduğunu bildiği için onları aşabilir. Ancak aralarında mühim bir fark vardır: Neo dışarıdan girdiği yapay dünyanın kurallarını zamanla çözmeyi öğrenirken Paprika zaten başlangıçtan itibaren rüyanın içinde ve rüyanın kaidelerine göre yaratılmıştır. Dolayısıyla onun özgürlüğü sonradan kazanılmış değil, varoluşuna içkin bir özgürlüktür.
Filmin en unutulmaz imgelerinden biri, cansız nesnelerin, dini sembollerin, oyuncakların, reklam figürlerinin ve gündelik eşyaların katıldığı akıl dışı geçit törenidir. Buzdolapları, kurbağalar, oyuncak bebekler, müzik aletleri ve heykeller aynı neşeli felaketin içinde yürür. Görüntü ilk bakışta eğlenceli, hatta komiktir. Fakat kalabalık büyüdükçe bu neşe tehditkâr bir hâl alır.
Geçit töreni, tek bir insanın rüyası olmaktan çıkarak müşterek bilinçaltının istilasına dönüşür. Tüketim nesneleri, kutsal imgeler, popüler kültür kalıntıları ve çocukluk hatıraları aynı seviyeye iner. Aralarında hiyerarşi yoktur, her şey görüntüye ve gürültüye dönüşmüştür. İnsan zihninin modern dünyada maruz kaldığı sembol kalabalığı, rüyanın içinde devasa bir enkaz gibi yürümeye başlar.
Filmde dile getirilen “Rüyalarla internet birbirine benzemiyor mu?” sorusu bu bakımdan son derece mühimdir. Her ikisi de bastırılmış arzuların serbestçe dolaşabildiği, kimliklerin değiştirilebildiği ve insanların başka suretlere bürünebildiği alanlardır. İnternetin henüz bugünkü kadar kuşatıcı olmadığı bir dönemde çekilen film, anonimlik, dijital kimlik ve müşterek bilinç meselelerini sezgisel biçimde yakalar. Rüyanın yayılması ile dijital ağın yayılması arasında kurulan benzerlik, filmi kendi zamanının ötesine taşır.