#1
muhsin yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin 25 mart 2009’da hayatını kaybettiği helikopter kazası dosyasında, 17 yıl sonra 10 ilde operasyon düzenlenmesi ve 25 kişinin gözaltına alınmasıdır.
ankara cumhuriyet başsavcılığı tarafından yeniden ele alınan soruşturmada, şüpheliler hakkında “terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak” ile “tasarlayarak kasten öldürme” suçlarından işlem yapıldığı bildirildi. dosyada özellikle helikopterin düştüğü sırada bölgedeki iki f-4 savaş uçağına ait yaklaşık 4 dakikalık radar kayıtlarının silindiği veya karartıldığı iddiası yeniden inceleniyor.
dosyanın en dikkat çekici noktası, söz konusu uçaklarda görev yaptığı belirtilen emekli kurmay albay ali armağan’ın, 15 temmuz darbe girişiminin kilit isimlerinden adil öksüz ile telefon bağlantısının tespit edildiği iddiası. bu bağlantı tek başına kazanın nasıl gerçekleştiğini kanıtlamaz ama yıllardır kapatılamayan “helikopter gerçekten kaza sonucu mu düştü, yoksa sonradan deliller mi karartıldı?” sorusunu daha da büyütür.
soruşturmada ayrıca helikopterdeki gps cihazlarının enkazdan sökülmesi, bazı askeri personelin daha önce bu cihazların kaybolması davasında yargılanmış olması, bylock yazışmaları, sahte ihbarlar ve ölüm anına ait görüntülerin bir flash bellekte saklandığı iddiası da ele alınıyor.
en ağır iddialardan biri de örgüt içi olduğu öne sürülen “tereyağından kıl çeker gibi iş halloldu” mesajı ile fetullah gülen’e atfedilen “sürecin en sıkıntılı hadisesiydi” sözleri. bunlar doğruysa ortada sadece bir uçuş kazası değil, yıllarca üstü örtülmüş organize bir suç şüphesi var. doğru değilse de bu kadar ağır iddianın hangi delile dayandığı açıkça ortaya konulmalı.
muhsin yazıcıoğlu dosyasını yıllardır şüpheli hale getiren şey yalnızca helikopterin düşmesi değil; enkaza geç ulaşılması, cihazların kaybolması, kayıtların silinmesi ve soruşturmanın sürekli tartışmalı kalmasıdır. 17 yıl sonra yapılan operasyon önemli ama adalet bu kadar gecikince toplumun güveni zaten ağır yara alıyor.
kısacası muhsin yazıcıoğlu soruşturmasında adil öksüz izi iddiası, dosyanın artık sıradan bir kaza incelemesinden çıkıp örgütlü suikast ve delil karartma şüphesi üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. gözaltılar gerçeğin bulunduğu anlamına gelmiyor; asıl mesele bu kez dosyanın yine yarım bırakılıp bırakılmayacağıdır.