#1
islamcılık 19 yy ortalarında, batı dünyasının gelişmesine ayak uyduramayan islam dünyasını ihya etmek için ortaya atılmış düşüncelerden birisidir. türkiye’de bu akımın müntesipleri sebilürreşad, islam mecmuası gibi dergilerin çevresinde bir araya gelmiş ve gelişmiştir.
ilk kuşak islamcılarında mutlak olarak görülen, batının teknik anlamda tam anlamıyla terakki ettiği bu terakkinin islam’ın özündeki ahlak ve kültür kavramıyla birleştirmektir. ismail kara’nın türkiye'de islamcılık düşüncesi kitabında bahsettiği üzere ilk kuşak islamcılar için batılılaşma ‘vazgeçilmez iyi’dir. islam modern şartlar altında yeniden yorumlanmalı ve modernleşme sürecine katılmalıdır.
batıdaki her kurumu ve eşyayı şimendifer, kafe, otel, demokrasi, meclis… ilerici ve gelişmiş bulurken bunların islam ahlak ve kültürü için bir zaruriyet olup olmadığını tartışmak yerine ulaşılmış bu seviyenin islam sayesinde olduğunu bunların zaten islam dünyasının hak ettiği değerler olduğunu peşinen kabul ve batı karşısında tahkir edildiğini düşündükleri islam için geliştirdikleri bir savunma olduğunu birçok kişi halihazırda dile getirmiş durumda. mehmet akif’in berlin hatıralarını okuyun ve onun istanbul ile berlin kıyasına bir göz atın. tabii bu tutumu bu düşüncenin içinde neşet ettiği konjonktürden ayrı düşünemeyiz.
buradaki en büyük hata teknolojinin ithal edilmesidir. teknoloji sırf bilgi olmadığından kültürün ve zihniyetin bir parçasıdır. geliştiği toplumun ahlakından, sosyolojisinden, tarihi ve coğrafi gerçeklerinden bağımsız değildir.
1950 sonrası islamcılık düşüncesi daha farklı gerçekler ile yüzleşir, iktidar. türkiye tek parti rejiminden kurtulmuştur, iran’da muhammed musaddık vardır ve 47’de kurulmuş pakistan-islam cumhuriyeti de siyaseten güçlü bir hali ortaya çıkarmıştır. yeni dönem islamcıların birçoğu ilk kuşaktan ayrılıp batı ile islam sentezi yerine yeni bir model arayışı içindedir. ancak bu düşüncenin de siyaset arenasında tutunması mümkün olmayacak.
islamcılığın tarihi seyir içinde değişmeyen tek düşüncesi islami toplumun siyaset yoluyla kurulacağı düşüncesi. bu düşünce şöyle bir fasit daire içinde tıkanmaktadır. dünyanın en mükemmel kurumlarını ve kurallarını ihdas etseniz dahi ahlaklı, erdemli, toplum yetiştirmediyseniz insan faktörünüz kurulan düzeni işletemez ahlakın yaygınlaşması ise ancak islami devlet eliyle olur.
yeni nesil islamcıların 'islami eğitim almamaları', 'iktidar olma yönündeki aşırı istekleri' toplum-aile, cemaatlerin mevcut toplumlar içindeki yeri ve önemi olası zararları, sosyo politik kurumların inşası ve eleştirisi aşamalarını tamamlamadan iktidar ile karşı karşıya kalması gibi nedenlerle ali bulaç'ın deyimiyle, islamcılığı entelektüel hayatiyetini ve iddiasını kaybetmemekle beraber aktif politik formu "muhafazakârlık"a dönüşüyor, "liberal felsefe ve dini hayatın bireyselleştirilmesi, cinsiyetçiliğe prim vermesi dolayısıyla kendi içinde sekülerleşme ve protestanlaşma" eğilimi içine giriyor. hatta 2012 yılında söylenmiş bu sözlere yedi yıl sonra bir revize yapmak gerekirse islamcılık politik arenada sekülerleşmeye yenik düşmüştür.
nitekim mümtazer türköne'nin islamcılığın iktidara hazırlıklı olmadığı hatta muhalif ideolojisi olarak kurgulandığı fikrine de hak vermek gerekiyor.
en nihayetinde yıllardır islamcılık en ağır şekilde eleştirilip romantik, pozitivist ve batıcı denilse de bugün hala islamcılık karşısına yeni bir çözüm önerisi de konulabilmiş değil.
islamcılığın seyri ali bulaç
islamcıların üç nesli ali bulaç
islamcılar şehri düşürdükten sonra mümtazer türköne
islamcılık arşivi günümüze kadar yazılmış neredeyse islamcılık ile ilgili internetteki her yazıya, videoya ulaşabileceğiniz bir kaynak bu da burada dursun.