#1
zizek bir konuşmasında aktarır:
(haham sinagogda dua ederken tanrım ben çok acizim diye dua edip bağışlama diler ardından bir tüccar yahudi de aynı şekilde kendisinin aciz ve değersiz olduğunu söyleyerek bağışlama diler bu ikisin ardından ise fakir bir yahudi aynı şekilde dua etmeye kalkınca tüccar olan tepki gösterir ve bu kim oluyor da kendisinin aciz olduğunu söylemeye cüret ediyor diyor. bu nükte white guilt olarak tanımlanan hususu özetliyor.
beyaz liberal her suçun altına kendini koyup aşağılayarak evvela bulunduğu, dahil olduğu zümreyi evrensel ve asıl olan olarak kabul etmiş oluyor hem de kendini bir ahlak otoritesi olarak görmeye başlıyor. azınlığın hakkını ararken de kimlik politikası üretip azınlığın kavramlarına müdahale ediyor. çünkü otorite ve her şeyin ölçüsü o. bu yüzden herkese "bu kullandığın dil faşistçe" yaftasını yalnız o yapıştırabilir.
belki iyi niyetle yapılan bu hümanist tavır ve hoşgörü şöyle bir sıkıntı da oluşturuyor:
azınlığın her suçunu, hatasını hoş görüp anlamaya çalışmak ve azınlığın başka mağduriyetleriyle hatalı olay arasında bağlantı kurup değerlendirme yapıldığında azınlıktan "sorumluluk sahibi bir yetişkin olarak tanımlanma hakkı" alınmış oluyor. yani insanın aslında doğasında yer alan korkunç şeyler yapabilme kabiliyeti böylece ekarte edilip çocuk gibi davranarak kişi aşağılanmış oluyor.
bu da geçmiş ve gelecek, mikro ve makroyu aynı anda değerlendirmeyi gerektiren tanrısal bir bakış ister. mutlak adalet çabası bu tarz bir adaletsizliği yanında getiriyor. oysa bakışı ve anlayışı kıt olan insan için adalet kavram ve sınırı bellidir, fazlasıyla mükellef değiliz; adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır.