#1
coğrafi bir savunma mekanizması, genetik kodlarımıza işlenmiş muazzam bir antropolojik hayatta kalma refleksidir.
evrimsel biyolojide opossumlar veya bazı sürüngenler yırtıcı bir hayvanla karşılaşınca hileli bir ölüm taklidi (thanatosis) yaparlar ki avcı "bu zaten bozulmuş" diyerek uzaklaşsın. işte bizim insanımız da suçüstü yakalandığı an, bu ilkel hayatta kalma modunu dijital ve sosyal dünyaya uyarlar. kural basittir: kanıt ne kadar büyükse, bürünülen sessizlik de o kadar mutlak olur.
bu topraklarda bu evrensel döngünün üç ana sacayağı vardır:
1. siyasi/kurumsal boyut (makro seviye):
en taze örneğini kk'da gördüğümüz ekoldür. kapalı kapılar ardında bakanlık dağıtırken, yüz yüze görüşmelerde "bırak artık şu partiyi" fırçası yerken her şey yolundadır. olay basına sızıp resmi belgeler veya şahitler çarşaf çarşaf döküldüğü an sistem çöker. ne bir istifa, ne bir özür, ne bir açıklama... sadece sonsuz bir kozmik sessizlik. sanırsın o odada o protokolü imzalayan kendisi değil de paralel evrendeki dublörüydü. "konuşursam daha çok batarım" bilgeliğiyle gelen bu dut yemiş bülbül modu, türk siyasetinin temel yakıtıdır.
2. esnaf/ticari boyut (mezo seviye):
"abi bu araba hatasız, boyasız, lokal bile yok" diyen galeriye ekspertiz raporunu uzattığın o salise yaşanan aydınlanmadır. raporda arabanın ikiye bölünüp tekrar kaynaklandığı yazıyordur. esnaf rapora bakar, arabaya bakar, sana bakar... o an dükkandaki zaman algısı bükülür. ne bir savunma yapar ne de üste çıkar. elindeki çay bardağı havada asılı kalır, gözlerini uzak bir noktaya dikip derin bir felsefi sorgulamaya girişir. sanki o kazayı o değil de kader yapmıştır. o ölü taklidi esnasında dükkandan yürüyerek çıksan arkandan seslenmez.
3. ilişkiler boyutu (mikro seviye):
"gece 3'te kiminle mesajlaşıyordun?" sorusuna karşılık ekran görüntüsüyle birlikte masaya vurulan whatsapp logunun yarattığı etkidir. yalanlama şansı sıfırdır, inkar kapıları kapanmıştır. o an türk sevgilisi aniden bitkisel hayata geçiş yapar. göz kapakları kırpılmayı bırakır, telefona bakar, duvara bakar. ne "açıklayabilirim" der ne de üste çıkar. o an odadaki oksijen miktarını hesaplayan bir süper bilgisayara dönüşmüştür. fırtınanın geçmesini, karşısındakinin sinirden evi terk etmesini veya ağlama krizine girmesini bekleyen bir heykel titizliğiyle ölü taklidi yapar.
özetle; bu topraklarda suçüstü yakalanan insanımız, gerçeğin ağırlığı altında ezilmek yerine o gerçeği yok sayarak evrenin kendi kendini sıfırlamasını bekler. çünkü bilir ki yeterince uzun süre susarsa, bu ülkede her gündem gibi o yalan da unutulacaktır.