#1
izmir kemalpaşa’da 18 yaşındaki betül ç.’yi sokakta takip edip bıçakla yaraladığı ve telefonunu gasbettiği gerekçesiyle yargılanan sanığın adli kontrolle tahliye edilmesi, 9 temmuz 2026 gündeminin en ağır adalet tartışmalarından biri oldu. Bu kişinin elini kolunu sallayarak dışarda gezmemesi gerekir.
Habere göre yerel mahkeme sanığa 18 yıl 8 ay hapis cezası vermiş, ancak istinaf kararı usul ve suç vasfı yönünden bozunca süreç yeniden görülmeye başlamış.
olayın insanın içine oturan tarafı şu: ortada sokakta takip edilen, kaçmaya çalışan, boyun, yüz, kalça ve el bölgesinden bıçak darbeleriyle yaralanan bir genç kız var. saldırganın olaydan sonra telefonu alıp kaçtığı, güvenlik kamerası görüntülerinin de dosyada olduğu yazılıyor. buna rağmen sanığın “kamera kayıtlarındaki kişi ben değilim” savunması yaptığı aktarılmış.
hukuken bakınca mahkeme “yaşı, tutuklulukta geçen süre ve sabit ikametgah” gibi gerekçelerle adli kontrol kararı vermiş olabilir. ama toplumun anlamakta zorlandığı yer tam da burası. bir insanı sokakta bıçaklayıp gasbetme iddiası varsa, hele mağdur hâlâ korkuyla yaşıyorsa, tahliye kararı kağıt üzerinde hukuki görünse bile toplum vicdanında çok sert karşılık buluyor.
bu olayın adı sadece “izmir’de tahliye kararı” değil. bu olay, mağdurun güvenlik hissiyle sanığın yargılanma hakkı arasındaki o zor dengeyi yeniden tartışmaya açıyor. çünkü insanlar artık şunu soruyor: kamera kaydı, bıçaklı saldırı, gasp iddiası ve ağır ceza varken adli kontrol gerçekten yeterli mi?
kısacası izmir’de genç kızı bıçaklayıp telefonunu gasbeden sanığın tahliyesi, türkiye’de adalet duygusunun neden bu kadar sık yaralandığını gösteren olaylardan biri oldu. dava devam ediyor olabilir ama mağdurun yaşadığı korku çoktan hükmünü vermiş gibi.