#1
Haluk Levent ve Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturmadan çıkarılacak ilk ders, yardım kuruluşlarının iyi niyetle değil; kayıt, denetim ve şeffaflıkla yönetilmesi gerektiğidir. Bir insanın yıllardır yardım yapması, hesaplarının incelenmemesi için dokunulmazlık sağlamaz. Aynı şekilde hakkında soruşturma açılması da bütün suçlamaların kanıtlandığı anlamına gelmez.
15 Temmuz 2026 itibarıyla Haluk Levent’in de aralarında bulunduğu 23 şüpheli adliyeye sevk edilmiş durumda. Dosyada bağış paralarının kişisel hesaplara aktarılması, başkalarına ait banka hesaplarının kullanılması ve yüksek tutarlı bahis işlemleri gibi ağır iddialar bulunuyor. Haluk Levent ise yolsuzluk yapmadığını, kişisel işlemleriyle dernek faaliyetlerinin birbirine karıştırıldığını savunuyor. Yani ortada kesinleşmiş hüküm değil, devam eden bir adli süreç var. ([Deutsche Welle][1])
Asıl ders şu: Bir yardım kuruluşunun para trafiği, kurucusunun kişisel ilişkilerine, sözlü talimatlarına veya başka insanların banka hesaplarına bağlı olmamalı. “O iyi insandır, bir bildiği vardır” mantığı milyonlarca liralık bağış yönetiminde geçerli olamaz. İyi niyet denetimin alternatifi değildir.
Bir başka ders de toplumun insanları birkaç günde ya melek ya da şeytan ilan etme hastalığıdır. Dün sorgusuz biçimde kahramanlaştırılan kişiyi bugün mahkeme kararı çıkmadan hırsız ilan etmek aynı düşüncesizliğin ters yüzüdür. Kişilere tapmak yerine belgelere, bağımsız denetime ve hukuk sürecine bakmak gerekir.
bağış yaparken yalnızca tanınmış isme değil, kurumun mali raporlarına ve denetlenebilirliğine güvenmek gerekir. Bir dernek tek kişinin itibarı üzerine kurulmuşsa, o itibar sarsıldığında bütün yapı da sallanır. Sağlam kurum, kurucusuna güvenilmediğinde bile hesap verebilen kurumdur.