#1
Bazı kitaplar bittiğinde aklınızda olaylar kalır, bazılarıysa yalnızca bir his bırakır. Bahçıvan ve Ölüm ikinci gruba ait.
Georgi Gospodinov ölümün kendisini değil, geride kalan sessizliği anlatıyor. Bunu yaparken de büyük cümlelere ya da okuru zorla duygulandırmaya çalışmıyor. En çok hoşuma giden tarafı buydu. Kitap, acıyı olabilecek en sade haliyle anlatıyor ve tam da bu yüzden daha gerçek geliyor.
Romanın temposu yer yer yavaşlıyor ama bu bana göre bir eksi değil. Çünkü bu hikâye koşarak okunacak bir hikâye değil. Sindire sindire, bazı cümlelerin üzerinde durarak ilerliyor. Bahçe de sadece bir bahçe olarak kalmıyor; emek vermenin, beklemenin ve hayata tutunmanın sessiz bir simgesine dönüşüyor.
Bittiğinde "Vay be, ne olaydı." demiyorsunuz. Daha çok, "Ben olsam ne hissederdim?" diye düşünüyorsunuz. Sanırım kitabın asıl başarısı da burada. Çok şey anlatıyor ama bunu bağırmadan yapıyor.
En sevdiğim cümle ise aşağıdaki oldu.
'Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ olduğumuz söylenebilir mi?'